“Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız” Genişletilmiş Yeni Baskısıyla Çıktı

Hasan Ali Toptaş’ın söyleşileri, genişletilmiş, yeni baskısıyla okurla buluşuyor. HAT edebiyatını neredeyse bütün yönleriyle kapsayan bu söyleşiler, edebiyat ve yazarlık üzerine düşünen okurların şimdiden başucu kitabı oldu. Binbir Gece Masalları’ndan kutsal kitaplara, sözlü kültürden modern edebiyata, Borges’ten Neşet Ertaş’a; Hasan Ali Toptaş’ın edebiyat ve kültür evreni bütün içtenliği ve derinliğiyle önümüze seriliyor. Toptaş bu kitabıyla, Cioran’ın özlediği, “bir virgül uğruna …

Devamını Oku »

S. Beckett ve Şehrazat’ın Evliliğinden Doğan Romancı ve Bir Şiir-Roman: Gölgesizler

İsmail Alper Kumsar* “… ellerinde sıcak ekmeklerle uykulu çocuklar ve kadınlar geçti ama orada öylece dikildiğim hâlde hiçbiri yüzüme bakıp “günaydın” bile demedi. Yoktum sanki gözlerinde…” Son dönem Türk romanının güçlü isimlerinden Hasan Ali Toptaş, kendisini Samuel Be-ckett ile Şehrazat’ın evliliğinden doğmuş bir çocuk olarak tanımlıyor. Kendi hayatının konu edildiği “Büyük Umutlar” isimli belgeselde çok iyi bir hikâye anlatıcısı olan …

Devamını Oku »

Turkish writer Hasan Ali Toptas documents a history of disappearances in Shadowless

Shadowless, written by Turkish writer Hasan Ali Toptas, captivates readers with its characters’ sense of disorientation.PHOTO: BLOOMSBURY PUBLISHING PUBLISHED JUN 13, 2017, 3:06 PM SGT Seow Bei Yi Strands of reality telling of similar yet separate worlds come together to form the dream-like sequence that is Shadowless, which reels its reader into its characters’ displacement or, at least, their sense …

Devamını Oku »

Yatak

Bu sabah gözlerimi açtığımda, her zamanki gibi yer yatağının içindeydim. Yorganı tutup omuzlarıma doğru çekerken, bu yatak beni öldürecek, diye düşündüm bir an. Gerçi çok eskiden, tâ çocukluğumda da bu tür yataklarda yatardım ama o yıllarda odaların tabanına ya uzun uzun biçilmiş tahtalar döşenir ya da sokak aralarındaki satıcılardan alınan sapsarı hasırlar serilirdi. Tahta döşenmişse, hiç istisnasız her yer burcu …

Devamını Oku »

Ben, Bir Beyaz Güvercin

“Hasan Ali Toptaş’ın yeni romanı” ifadesini görünce kalbimiz aynı heyecanla çarpıyor. Kuşlar Yasına Gider, kışa denk geldiği ve benim zihnim Cennet’in oğluna büründüğü için mi bilmem ama ikisi arasında, eh biraz –belki epey- duygusal bir bağ kurdum ben...

Devamını Oku »

Okuma notları: Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş

Bence Hasan Ali Toptaş'ın en zarif ve en güzel romanı. Bir yandan, önceki romanlarından --bilhassa Gölgesizler ve Uykuların Doğusu gibi okurların gönlünde apayrı bir yeri olanlardan-- çok farklı. Bir yandan da, büyük bir yapbozun tam ortasındaki parça gibi yerli yerine oturuyor.

Devamını Oku »

Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”

Onu okumak, sayfaları eprimiş bir defterde kalan çok eski bir özlem duygusuyla sohbet etmeye benziyor. Daha ilk ışıltıdan, tanıdık kokulardan, beyaz ve sessiz boşluklardan tüten buğuyla, onunla birlikte hem çok uzaklara hem de her şeyin başladığı belirsiz ama iz bırakan bir anın içine çekiliyorum. Defteri rastgele bir yerinden açıp okusam, kelimeler asi bir tren gibi önümden geçip giderken benliğimi yeniden keşfedeceğimi, okudukça yazara ve kendime yakınlaşacağımı biliyorum. Hikayeler, kimi zaman çağıldayan bir ırmak, çoğunlukla durgun bir göl misali sükunetle hayata karıştığında, tek bir an genişleyip bütünü kucaklayacak.

Devamını Oku »

Yalnızlıklar’ın Yeni Baskısı Everest Yayınları’ndan Çıktı

Yalnızlık alıp karşına kendini, öteki kendinlerle konuşmaktır. Bakışmaktır, öteki kendinlerle; dövüşmektir. Kimi zaman da, öldürmektir içlerinden sana en çok benzeyeni, benzemiyor diye. Yalnızlık, öldürmektir. Hasan Ali Toptaş, silahların gölgesinden babaların çocukluğuna, âh ki ne âh aşklardan eşkıya türkülerine dek yalnızlıklarımızın haritasını açıyor önümüze. Bu vahşi coğrafyanın dinginliğinde keskin bir rüzgâr gibi geçiyor kelimeler içimizden, içinizden… Üstelik Yalnızlıklar, şiir değilse nedir; …

Devamını Oku »

Ölü Zaman Gezginleri Yeni Baskısıyla Everest Yayınlarında

Çürümüş evlilikler, elleri karanlıkta kalan çocuklar, eşyanın saltanatı, canlı olmanın aczi. Kıstırılmışlığın buruk resimleri. Peki, zaman hep geleceğe mi akar? Portakal yanaklı kadın da kim? Şeker diye, çaylara atılan bir çift balkon. Tanklar. Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman. Ya Fuentes, Koca Gringo’yu sınırın öteki yanında yazdıysa? Ölü Zaman Gezginleri, öykü sanatının geldiği noktayı merak …

Devamını Oku »